Dogudan Uzakta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dogudan Uzakta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Şubat 2013 Perşembe

Amin Maalouf- Doğu'dan Uzakta


Amin Maalouf;   Doğu'dan Uzakta, kaderin ve tarihin acımasız kıskacında terk ettikleri yurtlarına dönen bir grup arkadaşın hikâyesini anlatıyor.
Doğu'dan Uzakta, gençliklerinin en güzel günlerini bir arada geçiren, hayalleri ve umutları olan bir grup arkadaşın, ülkelerinde patlak veren iç savaştan sonra farklı yerlere dağılmasını ve yıllar sonra, eski arkadaşlarından birinin cenazesi dolayısıyla tekrar ülkelerine dönmeleriyle başlayan 16 günlük bir yüzleşmenin romanı. Romanın başkahramanı Adam, tıpkı Maalouf gibi, savaştan sonra Fransa'ya yerleşmiş ancak doğduğu topraklara sevgisi ve bir dönem içinde yaşadığı çok kültürlü ve çok dinli bu coğrafyayı anlama çabası hiçbir zaman küllenmemiştir. Ancak uzun bir aradan sonra giriştiği eve dönüş yolculuğu ve eski arkadaşlarını bulma düşüncesi sanıldığı gibi kolay olmayacaktır. Çünkü ne insanlar ne de doğup büyüdüğü topraklar aynı kalmıştır.

Ama yazar geçmişten ne kadar uzağa kaçarsak kaçalım aslında geçmişte bıraktıklarımızın bize bir telefon kadar yakın olduklarını derinlemesine hissettiriyor. Ölmek üzere olan arkadaşından gelen telefonla birlikte yolculuk başlıyor. Terk ettiği topraklarına,  arkadaşlarına geri dönmek zorunda kaldıklarını anlatıyor. Arkadaşlığın, dostluğun, ailenin, insanın doğup büyüdüğü yerlerin ne kadar değerli olduğunu hatırlatıyor.

  457 sayfa mektuplarla olmuşmuş bir roman ve beni okurken biraz sıktığını itiraf etmeliyim. Hikâyede dokuzuncu güne geldiğimizde kahramanımızın kız arkadaşı ona mesaj çektiğinde, “Adam daha sen gideli bir hafta bile olmadı” diye yazması kafamda günler konusunda soru işareti bıraktı. Birde mektuplardan hikâyeye geçişlerde zaman hataları gözüme çarptı. Mesela "Adam Semiramis’e sordu diye yazılacağına” bir ara kadına sordu” diye yazılması. Hanım lakaplı kadının eski para koleksiyonunun üstünde sultanü’l barreyn ve hakanü'l Bahreyn yazıyordu, anlamı ise; Fatih Sultan Mehmet’in unvanı olması bana gurur verdi.  Adam’ın 356 sayfadaki sarf ettiği sözü” Eli eli lama şabaktani?”(incilden)anlamı ise; Hz. İsa’nın çarmağa gerildiğinde ölmeden önce sarf ettiği sözleri gibi manaya geliyormuş.

Amin Maalouf ile ilgili  bir soruda başımın içinde dönüp durdu ve o soru bu kitabı yazan yazarın anlattığı dinlerden hangisine mensup olduğuydu.
Kitaptan birçok cümlenin altını çizdim ama sadece bir kaçını paylaşıyorum.
1-S. 49 sanki bir yoldaymışız gibi geliyor ve ne zaman bir adım atsam az önce ayağımın bulunduğu yer dağılıp toz haline geliyor.

2-S.222 ben doğuştan mağlup bir medeniyete aitim.
3-S.241 İnsan Tanrı'ya inanıyorsa, onun her yerde olduğuna iman etmek zorundadır.
4-S.284 Dünya bir vaha ve biz burada onu çevreleyen sonsuzluğun içindeyiz.
5-S. 329 umutsuzlukla haklı çıkacağımıza, umutta yanılalım
6-S. 389 kendisine ait bir ülkesi olduğunu ve orada yüksek sesle konuşmaya hakkı bulunduğunu hissederek büyümek ne ferahlatıcı bir şeydir.

Sayfa sayısı:457
Yayınevi:Yapı Kredi Yayınları
Yazar:Amin Maalouf

Herkesin okumasını tavsiye ederim.